ANADOLU'DA KADIN OLMAK Yazı ve Fotoğraflar: Cemal Gülas
O gün sadece Anneme duyduğum hasretle başlayan bu sorgulama bütün hayatım boyunca devam etti. Dünyada kadının yerini net belirtememiş toplumları düşünmek bile istemiyorum. Ancak Anadolu'yu merak ediyordum. Acaba Anadolu'da kadın olmak nasıl bir olguydu. İslamiyet sonrası hayatımızı şekillendiren düşüncelerin temelinde kadın şeytanın silahlarının en büyüğü idi. Biz erkekler zaaflarımızı itiraf etmek yerine havanın bizi kandırarak elmayı bize yedirdiğini benimsemiştik.
|
Benim için kadının kadın olarak ilgimi çekmeye başladığı günlerde kadınları anlamak adına okuduğum kitaplar Anadolu'da kadın olmanın nasıl bir hikayesi olabilir sorusunu beynimde büyütmeğe başladı. Seksenli yıllar geride kaldığında Artvin Maçahel'de bir akşam üzeri rastladığım yaşlı bir kadının mısır tarlasını kazdırmak için şehirdeki çocuklarına göndermek üzere bana yazdırdığı bir mektup hayata bakışımda yepyeni bir sayfa açtı. Mektubun bir kopyasını tarlasını kazmam karşılığı istedim. İkimiz içinde tatminkar bir anlaşma idi. Bir hafta boyunca kadının tarlasını kazdım. İş bittiğinde ellerimin acısı bir ay sürdü. Ancak Bana yıllar sonra bile hayatımda yaptığım tek hayırlı iş o tarlayı kazmakmış gibi gelir. Mektup daha sonra kadının çocuklarından başka bir milyondan fazla insana ulaştı. Taşıdığı anlam ve evrensel nasihati sayesinde bir banka Almanya'daki işçilerimize gönderilmek üzere mektubu takvim yaptırdı. Benim kitabım dahil birçok yere konu oldu.
Mektup şöyle idi:
Canımın direği,
Bakma bu günkü dağların ak karına, gün gelip güneş daha sıcak doğacak ve eriyecek buzlar. Delecek toprağı otlar, sürgün verecek yine kuru görünen ağaç dalları. Uyanan toprağın yüzünü tırmalayacak umut kazmaları. Yurt dediğin nedir oğul? Doğduğun yer mi? doyduğun yer mi? Bir yere yurt diyebilmen için önce doğmalı sonra doymalısın elbette.
İstekleri bitmeyene iki cihanda da huzur yoktur. Böyle bilirim. Asıl olan çok çalışıp, az istemektir bu topraklarda. Her sene bir çift mısırdır hasatta umudum, odur bağlayan beni hayata ve buraya. Önce ekerim tohumları kara toprağa, sonra beklerim ki dönüşsünler ak koçanlara.
Böyle geçti yüzyılım bu topraklarda. Ne kötüden iz gördüm, ne de namertten söz duydu; şükrettim ama beklemedim ki Tanrı göndersin. Bildim ki eğer vermezsem bu sarı tohumu kara toprağa ne umudum kalacak, ne de toprakla bir bağ aramda.
"Dağın arkası dağ olur" derler. Doğrudur. Lakin bakarsan, beklemeyi bilirsen dağın arkası bağ da olur. Onun için ne sabrımı ne umudumu yitirdim yalan dünyada.
Ana rahmi gibidir dünya insana, ana rahminde göbek bağıdır hayat bağımız, dünyada ise umutlarımız. Umudunu yitiren, hayat bağını da yitirir oğul. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Kalın sağlıcakla...
Dünyadan tecrit bir köydeki yaşı yüzü geçmiş bir ananın bu mektubu ve sonunda gelişen olaylar bana hem fikir hem cesaret verdi. Anadolu'da kadın olmayı bir fotoğraf sergisi yapmaya karar verdim. Amacım Ana Avrat olmasının yanında Anadolu kadınının üreten taraflarınında fotoğraflarını çekmekti... |