Coğrafi Geziler E-Dergisi, www.coğrafigeziler.com, Sayı: 1 Haziran-Temmuz-Ağustos 2007
Coğrafi Gezier Cemal Gülas
COĞRAFİ GEZİLER | ASYA EKSPEDİSYONU | SAYI 2 | ARŞİV | FOTOĞRAF GALERİSİ | İLETİŞİM English
BİR ARININ TRAJEDİSİ | ANADOLU'DA KADIN OLMAK
 
BİR ARININ TRAJEDİSİ Yazı ve Fotoğraflar: Cemal Gülas
Farkında olmadan başladığım yolculuk, sonuçları itibariyla bir değerin elimizden uçup gitmesine engel oldu ve sahip çıkılmasına sebep teşkil etti. İsterseniz hatırlayabildiğim geçmişten günümüze doğru gelerek, bu hikaye benim için neden 'bir arının trajedisi', anlatayım.
 

Dünyada tanımlanabilen 25 bin ayrı arı türünün yaşadığı sanılmaktadır. Bu türlerden yaklaşık iki bin kadarının ülkemizde de bulunduğu varsayılıyor. İşte bu çeşitliliğin içinde her yörenin balı, kovan yapısı, arının beslendiği saha farklı özellikler gösterir.
Karadeniz bölgesinde kovanlar, ayıdan ve her türlü yağmacıdan korunabilmesi için yüksek ağaçlara, sarp kaya yüzeylerinde kurulan iskelelere konulur. Her an yanlarına ulaşmak mümkün değildir. Koloni yüksekteki kovana tamamen kendi seçimi ile gelip yerleşerek insan müdahalesi olmadan doğal şartlarda iklim ve arazi şartlarının gerekleri içinde bütün bir sezon ballarını kendileri için üretmeye devam ederler.

     

Arı kovanlarını koymak için yüksek ağaçlarda kurulan iskelelere Çamlıhemşin yöresinde 'semli' denir. Semli her ağaçta hazırlanamaz. Ormanda seçilen gürgen fidanı, elli yılı aşkın süreyle tımar edilir Kovan iskelesi yapılan kestane ağaçlarının ise kovanları yağmurdan koruması için 5-6 yıl önceden kabukları soyulur. Doğal haşere ilacı içeren ağaç kabuğuna, ateşte yakılarak kovanın şekli verilir.

ZAHMETLİ SERÜVEN
Uzun kış döneminin ardından arılar, kolonilerini güçlendirmek için 'kara kovan'larında hummalı bir faaliyete başlarlar. Bu faaliyetlerin tamamı, kovan içinde yeni kolonilerin oluşturulması ile ilgilidir, tabii bu da daha çok kovan ve daha çok kovanın konulacağı yer hazırlanması demektir. Yüksek ağaçlarda kurulan iskelelere Çamlıhemşin yöresinde 'semli' denir. Semli her ağaçta hazırlanamaz. Orman içinde seçilen fidan gürgen ağacı, elli yılı aşkın bir süre tımar görür. Öncelikle ağacın güneşe bakan tarafındaki tüm dallar temizlenir, çünkü kovanlar ve kovanın üstüne konulacağı iskelenin ağaçları, hatta kovan dolup petek olduğunda hasat edilen bal kovaları bu temizlenmiş yüzeyden dallara takılmadan metrelerce yüksekteki yere çıkarılır ve indirilir. Kovan iskelesi yapılan ağaçlar ise 'masar' denen, ayakta kurutulmuş kestane ağaçlarından seçilir. (Bu ağaçların özelliği, beş altı yıl önceden kabuklarının kovanların üstünü yağmurdan korusun diye yapılan örtü için soyulmuş olmasıdır. Kestane ağacı kabuğu soyulduğunda ya da kesildiğinde bir gövdeden birçok yeni ağaç çıkardığı için bu işlemi tek duran kestane ağaçlarına yaparlar. Kabuk soyulduktan sonra ateşte haşlanarak kovanın şekli verilir, kestane kabuğu içinde taşıdığı mürekkebimsi asitli sıvı nedeni ile arılara zarar verecek haşereleri bünyesinde üretmez, barındırmaz).

Balarılarının iletişimi, insan dışındaki canlıların iletişimiyle kıyaslanamayacak kadar mükemmeldir. Bir balözü kümesi bulan arı, kovana döndüğünde dans ederek kaynağın yerini tarif eder. Yön, mesafe, kaynağın türü hatta balözü rezervini dahi doğru tanımlar. Diğer arılar bu inanılmaz tarifi, 750 ayrı seçenek arasında ayırt edip balözü kümesinin yerini, elleriyle koymuş gibi bulurlar. 'Balarısı dili'nin, hesaplanamamış tanımlamalarla birlikte bilgilendirme kapasitesinin bir milyar objeyi geçebileceği sanılmaktadır.

Koloni içindeki birey, kovan çevresinde keşfedeceği yeni besin kaynağını kovana döndüğünde bir dans aracılığı ile diğer üyelere tarif eder. Yön, mesafe ve besin kaynağının türüne kadar doğru bir tanımlama yapar...

BİR ARININ TRAJEDİSİ | ANADOLU'DA KADIN OLMAK Devamını çekimi yıllar süren "Bir Arının Trajedisi" isimli DvD'de izleyin!
ANADOLU'DA KADIN OLMAK Yazı ve Fotoğraflar: Cemal Gülas
O gün sadece Anneme duyduğum hasretle başlayan bu sorgulama bütün hayatım boyunca devam etti. Dünyada kadının yerini net belirtememiş toplumları düşünmek bile istemiyorum. Ancak Anadolu'yu merak ediyordum. Acaba Anadolu'da kadın olmak nasıl bir olguydu. İslamiyet sonrası hayatımızı şekillendiren düşüncelerin temelinde kadın şeytanın silahlarının en büyüğü idi. Biz erkekler zaaflarımızı itiraf etmek yerine havanın bizi kandırarak elmayı bize yedirdiğini benimsemiştik.
 
     

Benim için kadının kadın olarak ilgimi çekmeye başladığı günlerde kadınları anlamak adına okuduğum kitaplar Anadolu'da kadın olmanın nasıl bir hikayesi olabilir sorusunu beynimde büyütmeğe başladı. Seksenli yıllar geride kaldığında Artvin Maçahel'de bir akşam üzeri rastladığım yaşlı bir kadının mısır tarlasını kazdırmak için şehirdeki çocuklarına göndermek üzere bana yazdırdığı bir mektup hayata bakışımda yepyeni bir sayfa açtı. Mektubun bir kopyasını tarlasını kazmam karşılığı istedim. İkimiz içinde tatminkar bir anlaşma idi. Bir hafta boyunca kadının tarlasını kazdım. İş bittiğinde ellerimin acısı bir ay sürdü. Ancak Bana yıllar sonra bile hayatımda yaptığım tek hayırlı iş o tarlayı kazmakmış gibi gelir. Mektup daha sonra kadının çocuklarından başka bir milyondan fazla insana ulaştı. Taşıdığı anlam ve evrensel nasihati sayesinde bir banka Almanya'daki işçilerimize gönderilmek üzere mektubu takvim yaptırdı. Benim kitabım dahil birçok yere konu oldu. 
Mektup şöyle idi:

Canımın direği,
Bakma bu günkü dağların ak karına, gün gelip güneş daha sıcak doğacak ve eriyecek buzlar. Delecek toprağı otlar, sürgün verecek yine kuru görünen ağaç dalları. Uyanan toprağın yüzünü tırmalayacak umut kazmaları. Yurt dediğin nedir oğul? Doğduğun yer mi? doyduğun yer mi? Bir yere yurt diyebilmen için önce doğmalı sonra doymalısın elbette.
İstekleri bitmeyene iki cihanda da huzur yoktur. Böyle bilirim. Asıl olan çok çalışıp, az istemektir bu topraklarda. Her sene bir çift mısırdır hasatta umudum, odur bağlayan beni hayata ve buraya. Önce ekerim tohumları kara toprağa, sonra beklerim ki dönüşsünler ak koçanlara.
Böyle geçti yüzyılım bu topraklarda. Ne kötüden iz gördüm, ne de namertten söz duydu; şükrettim ama beklemedim ki Tanrı göndersin. Bildim ki eğer vermezsem bu sarı tohumu kara toprağa ne umudum kalacak, ne de toprakla bir bağ aramda.
"Dağın arkası dağ olur" derler. Doğrudur. Lakin bakarsan, beklemeyi bilirsen dağın arkası bağ da olur. Onun için ne sabrımı ne umudumu yitirdim yalan dünyada.
Ana rahmi gibidir dünya insana, ana rahminde göbek bağıdır hayat bağımız, dünyada ise umutlarımız. Umudunu yitiren, hayat bağını da yitirir oğul. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Kalın sağlıcakla...

Dünyadan tecrit bir köydeki yaşı yüzü geçmiş bir ananın bu mektubu ve sonunda gelişen olaylar bana hem fikir hem cesaret verdi. Anadolu'da kadın olmayı bir fotoğraf sergisi yapmaya karar verdim. Amacım Ana Avrat olmasının yanında Anadolu kadınının üreten taraflarınında fotoğraflarını çekmekti...

BİR ARININ TRAJEDİSİ | ANADOLU'DA KADIN OLMAK Devamını çekimi yıllar süren "Anadolu'da Kadın Olmak " isimli DvD'de izleyin!
2007 COĞRAFİ GEZİLER YAPIM SANAT TURİZM ORGANİZASYON LİMİTED ŞİRKETİ, HER HAKKI SAKLIDIR.