Being the shortest distance from one continent to another, Anatolia has been accaepted as a bridge of land, through history. In these lands of four climates, hundreds of gods have found acceptance; some came with migrations, some were already born here. The mysterious stories of the lands which have been the cradle of so many wars and thrones goes on today.
It is possible to describe the Geographical Expeditions Art Production Organisation Group -established in the knowledge and guidance of Cemal Gülas- as hunters of geographical and cultural stories waiting to be discovered. During our expeditions which start with unsatiable curiosity, sometimes we swim in dewy meadows after [albeneks], sometimes blow through the cloudy peaks of mountains and listen to the serebe breath of nature in the green shadow of waters.
Fascinated by the intriguing affinity of Anatolia, we share with you lives lived through time, and the colors of time we witness with Geographical Expeditions.
Cemal'e imreniyorum…Çoğu insanın bakışını bile değdiremediği yerlere ayak basıyor, çadır kuruyor, havasını soluyup suyunu içiyor; üstelik görüntülerini'de bir kutuya hapsedip bize getiriyor. Ali H.ÜSTAY
Fotoğrafçı, gezgin, maceranın adamı ve doğanın fotoğrafçısı. Fotoğrafla ilintisini hiçbir zaman ön plana çıkarmayacak kadar özgür, fotoğrafları için "hatıra defterimin sayfaları" diyecek kadar kişisel. Derin bir sükünet, saklı bir hüzün gizlediği kareleri baş edilemeyecek kadar iddialı! 5 yıl önceydi... Gazetedeki odamda karşılaştığımda Cemal soluk soluğaydı. İstanbul'un bir tepesindeki evinden, diğer tepesindeki gazeteye bisikletle gelmişti. Terliydi ama yorgun değildi. Yol boyu egzoz solumuştu, onun için biraz öfkeliydi. Heyecanlıydı. Doğu Karadeniz dağlarının zirvelerinde çektiği fotoğrafları gösterirken, her kareyi bir kez daha yaşıyordu. Yağmuru anlatıyor, taşın üstündeki yosunla çocuğun göz rengini karşılaştırıyor, köprülerin altından gürül gürül akan suların köpüklerini nasıl avuçladığını, bulutları delen zirvedeki keçilerin ürkekliğini dile getirirken kaybolup gidiyordu. Odada değildi sanki. Uçmuş gitmiş, dağlarının yalnızlığında kaybolmuştu. Yıllar geçti, Cemal hiç değişmedi. Kentte yaşadı ama kentli olmadı. Asfalt caddeleri, otomobilleri, bacalarından siyah dumanlar saçan vapurları, puslu havalarda üst katları görünmeyen yüksek binaları, sarayları, otelleri, maçları, kahveleri hiç sevmedi. Bir gezide Soğanlı Dağları'nın zirvelerindeydik. Çiçeklerin ortasına uzanmış, sislerin arasından hayal meyal görünen köy evlerini seyrediyorduk. Biraz sonra uçurumların kıyısında kıvrıla kıvrıla gideceğimiz yola bakmak bile beni ürkütüyordu. Oysa Cemal adeta kendinden geçmiş, bir ay sonra yağacak karın kayaları örteceğini, ayaklarında kayak, sırtında çantası ve fotoğraf makinesi, bu uçurumlardan aşağı nasıl uçarak kayacağını anlatıyordu. Ben ise otobüs yolculuğunu düşünüp ürperiyordum. Cemal Gülas hep doğanın hep zirvelerin insanı oldu. Geçit vermez kanyonları geçti, ulu dağlara tırmandı, azgın sularla oynadı, karanlık mağaraların gizlerinde kayboldu. Yılmak ve yorgunluk kelimelerini sözlüğünden silen Cemal, gördüğü bütün güzellikleri kendine saklamıyor. Fotoğraf makinesinde dondurup, bizlere taşıyor. COĞRAFİ GEZİLER sayfalarındaki fotoğraflara bakıp, Cemal'le doyumsuz bir geziye çıkacaksınız. Göreceksiniz ki onunla gezmenin keyfi bambaşka oluyor. Mehmet Yaşin
Cemal Gülas fotoğrafçı. Ama deklanşörden önce, ender rastlanan bir kafa, bir gönül, bir yürek. Artık baykuşların öttüğü, otlar bürümüş eski saray kalıntısında yaşayan garip insanların yanık bağrına umut serpen bir ışık. Sanatı tanıyanlar içinse bir gurur. O objektif gözün değil, yüce bir gönlün baktığı objektif. O deklanşör, parmağın değil, bütün insanlara karşı sevgi dolu bir yüreğin bastığı deklanşördür. Çinuçen Tanrıkorur
Sırtınızda çantanız, önce bir kar ovasını geçin, yeşille buzun uzlaştığı bir köyde sıcak bir çay için. Sonra akşam çökmeden, yıldızlar çıkmadan ovaya, susmuş tipinin serpintisine gömülü, uyumuş köye inin. İçinizde benim için bastırılmış bir kurt korkusu olsun. Korkunuzun üzerine tabancasız gidin, sakallarınız bıyıklarınız buzullasın ve bir dağa sırt verip kendinizi öyle bir fotoğraf karesinde dondurun. Hiç değilse fotoğraflarla onunla dağlara gidin... Belki ben bile ozan Robert Frost'un dizelerini dilime takarak çamların eşiğine kadar gelebilirim. Orman hoş, loş ve derin Ama bekliyor verilmiş sözlerim Ve daha millerce gidilecek kapanmadan önce gözlerim Millerce gidecek kapanmadan gözlerim. Leyla İsmier
Derelerin, vadilerin güzelliklerini bizlere taşıyan bir sanat insanıdır. Ormandaki renklerin, köylü çocuğun gözündeki pırıltının zevkini sizlerle paylaşır. Doğanın zenginliğini odanıza getirip verir. Cemal Gülas'ın fotoğraflarını görmenizi tavsiye ederim. Orada, sizinle konuşan görüntüler bulacaksınız... İshak Alaton
Sevgi, inat, ısrar ve işte bulutların ülkesi.... Bu güne kadar hiçbir insan görmedik ki canı cebinde, kalbi elinde olsun. Ama onunkiler sanırım biraz öyleydi... Bir iki gün sisin içinde yürüdük. Ben içimden, bir daha asla yolumuzu bulamayız dediğim bir zamanda Kaçkar Dağlarının heybetli görüntüleri ile karşı karşıya kaldım. Ulaştığımız zirveden çevreye bakıyorum, az ilerimde kuzeyden esen rüzgarlara göğsünü vererek aşağılara bakan Cemal duruyor. Hayatımda ilk defa ayaklarım yere değerken bulutların üzerinden bakmanın keyfini yaşıyorum. Cemal, elleri cebinde heykel kadar hareketsiz dururken onu yalnızca rüzgarın uçuşturduğu saçlarından ayırt edebiliyorum. Bir ara bana dönüp önümüzü hızla kapatan bulutları göstererek: "Bak ağabey işte orası... Orası bulutların ülkesi!..." dedi. O gün, Cemal bana çizgi romandan çıkıp oraya konmuş bir roman kahramanını anımsatmıştı. İstanbul'a döner dönmez bir çizgi roman hazırladım, adına Aynalı Teke dedim. Onun gözünde bütün sisli yüksek dağlar, yaylalar, bulutlar ülkesi idi ve anlamadığım bir bağla bunlara bağlıydı. Durgun ve hep bir yere takılı bakışları buralardan sözedilmeye başladığında adeta bir fener gibi parıldar ve bir anda kendisiyle beraber yanındaki insanı da heyecanlı bir serüvenin içine çekiverirdi. Bence o bulutların ülkesinin birkaç vatandaşından biriydi ve hep öyle kaldı. Yalçın Didman