Sabah Orta Anadolu'nun hırçın iklimiyle uyandığımızda, bir zamanlar etrafını lavlarıyla kavuran Erciyesin gölgesinde, hayata tutunmaya çalışan belleklerle ilgileniyoruz. Yolumuzun üzerinde İpek Yolu yolcularını ağırlamış pek çok han ve kervansaray var. Kızılrmak, burada yayvan ve geniş yatağında, tarihe ve hayata tanıklık ederek akmaya devam ederken, bizler de geçmişin izlerini hayranlıkla izliyoruz. Devran bizi dönerek hayalden gerçeğe taşıyor; artık Avanos'tayız. Tıpkı şairin dediği gibi: "Kör de bilir Avanos'un yolunu, çanak çömlek kırığından bellidir." Avanos'ta toprak yalnız testiye değil, daracalarda bağlara, bağlarda üzümlere, üzümlerse pekmez ve şaraba dönüşür. Bağdan toplanan üzümler Kapodakya'nın tüflerinin yalıtımı sayesinde asıldıkları yerde kış boyunca taze kalıyor.
Kızılırmak, ekonomisinden efsanelerine kadar bölgeye malzeme taşımaya devam ediyor. Bir zamanlar Erciyes ve Hasan Dağının civarını kavuran lavlar, şimdi zamanın törpüsünde aşınıp geriye ilginç oluşumlar bırakarak, Kızılırmak'a rengini veriyor. Tüfün kolay işlenebilir olmasından dolayı bu bölgede insanlar yüzlerce yıldır evlerini yeraltındaki kentlere inşa etmiş. Kapodokya yöresi, Kızılırmak sayesinde, dünyadaki önemli coğrafyalardan biri olmuş.
Sizlere yansımayan ama bizlere neredeyse yirmi güne mal olan zaman içinde, ırmağın büyük bir bölümünü geride bıraktık. Avanos'ta en güney bölgesine ulaşan ırmak, yolunu büyük bir yay çizerek kuzeye çeviriyor. Gülşehir ve Kesikköprü'yü geride bıraktıktan sonra, ırmağın üçüncü büyük engeli ile karşılaşıyoruz; İrfanlı Barajıyla.
Hemen yanıbaşında kuruyan tuz gölüne inat, burada koca bir göl oluşmakta. Artık orta Anadolu'nun akmayıp adeta gölleşmiş bir yumağın içinde Kırıkkale'ye doğru yol alıyoruz, önümüz bu kez Kapulukaya Barajı tarafından kesilene dek. Kapulukaya Barajı'nın girişindeki Köprüköylüler, gölün kenarını mesire yeri olarak kullanıyorlar. Köprüköy'den sonra oldukça durgun bir su, bizi Kırıkkale'ye taşıyacak. Burada da ırmak, en batıdaki ucundan yavaş yavaş kuzeydoğuya doğru dönmeye başlıyor.
Kalecik'te bizi bu sefer Kalecik Karası bağları karşılıyor. Buradan sonra yolumuz zaman zaman bataklığa zaman zaman da göle dönüşen ırmağın üzerinde, çileli bir hal alıyor. Nihayet bir akşam üzeri Osmancık'ta bu eziyetin sonuna geliyoruz. Çeltik tarlalrına su almak için ırmağın önüne çekilen bentler giderek kabusumuz olmaya başlıyor.
Kızılırmak, Sultan II. Beyazıd döneminde yapılmış 250 metre uzunluğunda ve yedi buçuk metre genişliğindeki 500 yıllık tarihi köprünün altından geçiyor. Devres çayını, kuzey Anadolu fay kırığının üzerinde kendisine kattıktan sonra büyük bir dirsekle tekrar tam doğuya dönen ırmağı, Aşağıbük'e kadar soluksuz izliyoruz. Yol boyunca insanlar umutlarını ırmağın beslediği balığa yada çeltiğe bağlamışlar. Dünya nüfusunun nerdeyse yarısının temel besin maddesinin kaynağı olan çeltik, yılda bir kez verim alınan bir bitki. Diğer tahıllardan farklı olarak su içinde çimlenir ve kökleri uzun süre su içinde kalır. Çok çeşitli süreçlerin sonunda yetişen çeltik bitkisinin üreticileri bir derviş kadar sabırlı olmak zorundadır. Biçilen çeltik daha bir çok çeşitli aşamalardan geçerek pirince dönüşecek.
|